İslam’ın Protestanları

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçenlerde, Soğuk Savaş zamanında ABD’nin talebi üzerine Sovyetlere karşı Vehhabiliği yaymaya başladıklarını söylemişti. Peki; 9/11’den sonra radikal terör faaliyetleri ile sık sık gündeme gelen Vehhabilik neydi? Bu inancın tarihine kısaca bir göz atmakta fayda var.

Esrarlı Şahsiyet: Abdülvehhab

Vehhabilik adını, Muhammed bin Abdülvehhab’dan almaktadır. 1699’da, Arabistan’ın tam ortasında yer alan Necd’de doğdu. Mekke Medine de dahil çeşitli şehirlere seyahatler yaptı. Doğu Hindistan Şirketlerinin aktif olduğu Basra’da yıllarca kaldı. Aristo felsefesi okumak için İran’a gitti. İsmaili daisi El-Mekramî ile görüştü.

Daha sonra memleketine dönen Muhammed bin Abdülvehhab, seyahatlerinde edindiği reformcu fikirlerini meydana çıkardı. Sünniliğin dört mezhebinden biri olan Hanbelilik ile İbni Teymiyye’nin ve kendisinin fikirlerini karıştırarak yeni bir mezhep kurdu. Diriye Emiri Muhammed bin Suud ile ittifak yaparak onun himayesi altına girdi.

İslam’ın Protestanlığı

İngiltere’de Protestanlığın temellerinin atıldığı I. Elizabeth devrinde ve sonrasında yapılan reformlarla, şefaat inancına, ölüye dua etmeye, azizlere yakarmaya ve mukaddes emanetlere ehemmiyet vermeye karşı çıkılmıştı. Abdülvehhab’ın kurduğu Vehhabilik de İslam’ın Protestanlığı oldu. Bu inanca göre; Peygamberlerin ruhlarından şefaat istemek, evliya kabirlerini ziyaret edip, bunları vesile ederek dua etmek, kabirler üzerine türbe yapmak, Hazret-i Peygamberden ve evliyalardan kalan emanetlere kıymet vermek şirkti. Bunları yapan ve namaz kılmayan kafir oluyordu.

Kendisi hakkındaki ilk kaynaklara göre, Muhammed bin Abdülvehhab, Kur’an-ı Kerim gibi Mukaddes kitapların da ilahi olmadığını düşünüyordu. Danimarkalı seyyah Carsten Niebuhr, Beschreibung von Arabien (1772) adlı eserinde, Vehhabileri deist olarak tarif etmektedir. Niebuhr’un yazdığına göre, Muhammed bin Abdülvehhab, Hazret-i Muhammed’in peygamber olduğuna inanmıyor; onu büyük bir âlim olarak görüyordu. Mısır’da iken Napolyon’a sunulan raporda ise, Muhammed bin Abdülvehhab’ın dönme bir Fransız Cizvit’i olduğu yazıyordu. Kendisi bir Fransız olmasa da, Cizvitler gibi reformcu fikirlere sahip olduğu kesindi.

Suud Ailesi

Muhammed bin Abdülvehhab’dan sonra Vehhabiliğin liderliğini Suud Ailesi üstlendi. Merkezî Arabistan’da kendi devletlerini kurdular. İnançlarına göre Sünniler ve Şiiler kafir olduğu için, Muhammed bin Suud’un oğlu Abdülaziz zamanında, diğer Müslümanlara saldırarak katliamlar yapmaya başladılar.

Osmanlı İmparatorluğu o sıralar kendi iç problemleri ve Rusya ve Avrupa’dan gelen tehditler ile meşguldü. Arabistan toprakları üzerindeki hakimiyeti zayıflamıştı. Abdülaziz’in oğlu Suud, bundan istifade ederek Mekke ve Medine’yi aldı. Buradaki mezar ve türbeleri parçaladılar. Müslümanların hacca gelmesine mâni oldular.

Nihayet Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa, Sultan II. Mahmud’un emri üzerine, oğlu İbrahim’i Vehhabilerin üzerine gönderdi. İbrahim Paşa, Mekke ve Medine’yi geri aldı. Vehhabiler, Necd’e geri çekildi. Fakat İbrahim Paşa bu meseleyi kökünden çözmeye kararlıydı. Necd üzerine yürüdü ve Suudların başşehri Diriye’yi ele geçirdi. Suud Ailesinin bir kısmını öldürdü. Suud bin Abdulaziz’in büyük oğlu Abdullah ise İstanbul’a gönderildi ve idam edildi.

Protestan İttifakı

Britanya İmparatorluğu, bu radikal hareketi en başından beri yakından takip ediyordu. İslam’ın Protestanları Vehhabiler, Sünni Osmanlı’ya karşı potansiyel bir müttefikti İngilizler için. İngiltere Kraliyet Coğrafya Cemiyeti’ne mensup Cizvit Gifford Palgrave, Wilfrid S. Blunt ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketi subayı Lewis Pelly gibi casuslar, zorlu seyahatlerden sonra Suud’larla irtibata geçmeye muvaffak oldular ve ittifak anlaşmaları imzaladılar.

Vehhabilere Hindistan üzerinden silah gönderen İngiltere, William Shakespear adında bir casusu Suud Ailesinin yanına gönderdi. Shakespear, Abdülaziz bin Abdurrahman El-Suud’a, yani Batı’daki meşhur adıyla İbn Suud’a askerî müşavirlik yapmaya başladı. Fakat Shakespear, Cihan Harbi başladıktan sonra 1915’de bir çatışmada rakip bir kabile tarafından öldürüldü.

İbn Suud, İngiliz casus Gertrude Bell ile birlikte

Şerif Hüseyin

1909’da Sultan Hamid’in düşüşüyle Osmanlı İmparatorluğu fiilen bitmiş ve iktidar İttihat Terakki adında bir Genç Türk komitesinin eline geçmişti. İttihatçılar iktidara gelirken kendilerine büyük destek veren İngiltere’den daha sonra yüz bulamayınca, Cihan Harbine Almanya safında girdi. Sultan Hamid’e karşı Genç Türklerle iş birliği yapan Genç Araplar, harbin başlamasıyla onlarla yollarını ayırdı. Kendi istiklallerinin peşinden koşmaya başladılar.

Mekke Emiri Şerif Hüseyin dindar bir adamdı. İmparatorluğu uçuruma sürükleyen Masonik İttihatçılardan hoşlanmıyordu. Beyannameler neşrederek onları ikaz etti. Fakat İttihatçılar onu dinlemedi; hatta düşmanca bir tavır takındılar. Bunun üzerine Şerif Hüseyin, Genç Araplara yaklaştı ve Arabistan’ı Genç Türklerden kurtarmak için İngilizlerle anlaştı. Osmanlı’yı ulus devletlere ayırmak isteyen Britanya, Arap istiklalini zaten öteden beri destekliyordu. Şerif Hüseyin ve çocuklarına büyük bir Arabistan devleti sözü verdi ve casus Lawrence’ı onlara müşavir tayin etti.

Casus Philby

Bir elinde Şerif Hüseyin’i tutan Britanya, diğer eliyle de Suud Ailesini iktidara hazırlıyordu. Suudların müşaviri olarak, öldürülen casus Shakespear’ın yerini John Philby aldı. Lawrence’ın arkadaşları Gertrude Bell ve Albay Gerard Leachman da kendisine destek oluyordu. John, Cambridge’de okurken hocası Edward Granville Browne sayesinde istihbarata katılmıştı. Daha sonra Cambridge Beşlisi olarak meşhur olan istihbaratçılardan Kim Philby’nin de babasıydı. 

İbni Suud, Sünni Türklerden ve Şerif Hüseyin’den nefret ediyordu ve onları kâfir olarak görüyordu. Danışmanı Philby’e, “Mekke Şerifi’nin veya Mekkelilerden diğer Müslümanlardan müşrik saydıklarımızın kızlarını alamam” demişti bir keresinde. Ona, Hristiyanların İshak Peygamberden, Arapların da İshak’ın kardeşi İsmail Peygamberin soyundan geldiğini söylemiş ve bu yüzden Philby’i bir kuzen olarak gördüğünü ifade etmişti. Ona göre Türkler ise, Tatar kökenli İblis’in evladındandı.

Suudi Arabistan

Harp bittikten sonra İngiltere, çocuklarına birer devlet verse de, Şerif Hüseyin’e verdiği sözü tutmadı. İngiliz desteğiyle Mekke ve Medine’yi ele geçiren Abdülaziz İbni Suud, 1926’da Suudi Arabistan kralı ilan edildi. Philby ise Kral Abdülaziz’in ölene kadar en yakın müşaviri oldu. Amerikan petrol ve otomobil şirketlerine aracılık yaparak harpteki hizmetlerinin karşılığını aldı.

Devletin kurulmasının ardından İngiltere, işgal ettiği çoğu yerde yaptığı gibi, kendisini arka plana çekerek Arabistan’daki nüfuzunu Amerika’ya devretti. Böylece, radikal İslamcıları finanse ettiği söylenen Suudi Arabistan, Amerika’nın daimî müttefiki oldu. Kâbe’nin etrafını da Hilton Suites gibi gökdelenler çevirdi.

To read in English please click here.