Büyük Kartal – Kanatlı Aslan

Bugün adını sadece turistik bir şehir olarak duyduğumuz Venedik, bir zamanlar tarihin en zengin ve en kudretli devletlerinden biriydi. Cumhuriyetti. Halkın idarede hiçbir sözü yoktu. Hükümet, bugün dahi güçlerini ve zenginliklerini muhafaza eden tüccar aristokrat bir sınıfın elindeydi. İsimleri, “Altın Kitap” adında bir kitapta tutulurdu aristokratların. Büyük Meclise de sadece bunlar girebiliyordu. Devlet, başında “Doç” denilen bir bey bulunduğu için monarşiye de benziyordu ama Venedik’in iplerini asıl elinde tutan, bey değil; istihbaratın bağlı olduğu ve Büyük Meclis tarafından seçilen Onlar Meclisi idi. On aristokrattan müteşekkil olduğu için bu isimle anılıyordu. Devletin beyni mesabesindeydi. Ülkenin politikasını tayin eden kararlar burada alınırdı. Ayrıca, muhakeme etmeden infaz etme salahiyetine sahiplerdi. Devletin istikrarı ve menfaati için aristokratları bile idam edebiliyorlardı.

Onlar Meclisi, sessizce ortadan kaldırmak istedikleri kişilerin üzerine suikastçılar gönderirdi. Ama en sevdikleri usul, kurbanı zehirlemekti. “Bırakın celladın işini zehir yapsın. Bu, daha az mide bulandırıcı ve daha kârlı” diyorlardı. Meclise ait kayıtlarda, zehirleme işini nasıl oyladıkları, nasıl planladıkları ve zehirleyecek kişiye verilecek ücretler hâlâ mevcuttur. Ödeme iş bittikten sonra yapılıyordu. Venedik’e bağlı Padova Üniversitesindeki botanikçiler, bu maksatla çok sayıda zehir imal ediyorlardı. En çok kullanılan zehirler; civa klorür, beyaz arsenik, arsenik trisülfit ve arsenik triklorür’dü.

Türkler

Venedik Katolik’ti ama asla dindar değildi. Sadece kendi menfaatini düşünürdü. Engizisyondan kaçan herkese kucak açıyordu. Yahyacı Tapınakçıların tarikatı yasaklandığında olduğu gibi, Papalık ile defalarca savaşın eşiğine gelmişlerdi. Bu yüzden, Venedik’i tanıyanlar için, Doç Dandolo’nun liderliğindeki Haçlıların, İslam topraklarına yürümek yerine, 1204’te İstanbul’u ele geçirip, tarihte görülmemiş bir şekilde yağmalaması şaşırtıcı olmadı. Venedik’in, Fransızları da yanına alarak, Roma İmparatorluğu’nun başşehrini işgal etmesine Papa karşı çıksa da, Venedik kendisini yine ciddiye almamıştı.

Roma İmparatorluğuna bir sonraki ve nihai darbe, Şark’taki savaşçı bir milletten, yani Müslüman Türklerden geldi. Venedik’in işgalinin ardından eski ihtişamına bir daha kavuşamayan Konstantiniyye, yani İstanbul, 1453’te, Hazret-i Peygamber’in müjdesine nail olmak isteyen Osmanlı Sultanı Mehmed’in askerlerine teslim oldu. Müslümanlara karşı Venedikli askerlerin Rum İmparatoruna verdiği destek bir işe yaramamıştı. Üstelik fetihten sonra Venedik balyosu, yani elçisi ve oğlu, Türkler tarafından idam edilmişti.

Büyük Kartal

İstanbul’un yeni sahipleri ve onların genç sultanı, Venedik’in en büyük rakibiydi artık. Nitekim 1463’te Venedik ve Osmanlılar arasında yıllarca sürecek büyük bir savaş patlak verdi. Daha evvel Selanik’i Venediklilerden alan Türkler, Venedik müstemlekelerini birer birer ele geçirerek İtalya’ya doğru hızla ilerliyorlardı. Gözünü İtalya’ya dikmiş bu kartal, kanatlı aslan Venedik tarafından derhal ortadan kaldırılmalıydı.

Onlar Meclisi, hemen kolları sıvadı ve Sultan’ı öldürmek üzere suikastçılar aramaya başladı. Savaş başladıktan bir sene sonra Manuel Cerda adında bir İspanyol, kardeşi vasıtasıyla, bir teklifte bulundu. Onlar Meclisi İspanyol’a 10 bin düka altını vaat etti ama suikast muvaffak olamadı. 1475’de Piove’li Salomon adında Yahudi bir tefeci, Sultan’ı öldürmek üzere İstanbul’a Valchus adında Yahudi bir doktor göndermeyi teklif etti. Fakat ansızın Salomon’un kendisi ölüverdi. Bunun üzerine oğlu teklifi yineledi. Karşılığında Venedik’te ticaret izni ve beş banka kurmak istiyordu. Teklif kabul edildi mi bilmiyoruz ama Valchus saraya kadar sokulmayı başarsa da suikast yine neticesiz kaldı.

Gaeta’lı Yakub

Onlar Meclisine gelen en heyecan verici teklif, 1471’de, Sultan’ın doktoru Yakup Paşa’dan, diğer adıyla Jacopo da Gaeta’dan geldi. Venedik kayıtlarında “Messer Jacomo Medego” olarak da geçen Yakub Paşa, bu işin karşılığında tek seferlik bir ödeme, vergi muafiyeti ve vatandaşlık talep ediyordu.

İtalya’da Napoli yakınlarındaki Gaeta şehrinde doğan Jacomo’nun, Venedik’e bağlı Padova Üniversitesinde okuduğu söylenir. Tıp tahsili gören Jacomo, genç yaşta Edirne’ye gelmiş ve Fatih’in babası Sultan Murad’ın gözüne girmeye muvaffak olmuştu. Sultan Mehmed’le beraber İstanbul’a gelmiş ve onun hususi hekimi ve müşaviri olmuştu. Müslüman olarak Yakub ismini alan Jacomo’nun, Osmanlı sarayında Venedik lehine gösterdiği gayret, Venedik Meclisince takdir ediliyordu.

Yakup Paşa, Onlar Meclisi’nin adamı Yahudi David Mavrogonato ile irtibattaydı. Venedik vatandaşı Mavrogonato, Fatih’le arası açılan, Rum asıllı Sadrazam Mahmud Paşa ile yakındı. Venedik, bu yüzden, Osmanlı ile sulh yapmanın yollarını ararken Mavrogonato kanalını da kullanıyordu. Fakat Mavro 1470’de dördüncü kez İstanbul’a geldiğinde, muhtemelen Osmanlı istihbaratı tarafından, öldürüldü. Yakup Paşa da mevzubahis suikast teklifini, müteakip sene yaptı. Arşiv kayıtlarına göre Onlar Meclisi Yakub’a itimat ediyordu ve teklifini ciddiye almışlardı. Fakat Sultan yaşamaya devam etti. Üstelik Mahmud Paşa da 1474’de idam edildi.

Ressam Bellini

Osmanlı ile yıllardır savaş halinde olan Venedik, Arnavutluk gibi çok stratejik toprakları ve Ege adalarının büyük kısmını Türklere kaptırmıştı. Osmanlı akıncıları Venedik’in dibine kadar gelmişlerdi. Türklerin kapıya dayandığını gören Venedik panik halindeydi. Harbin sona ermesi için mütemadiyen teşebbüslerde bulunuyorlardı. Ve nihayet emellerine ulaştılar.

İtalya’ya güneyden girerek Roma’ya yürümeyi planlayan Fatih, Venedik’le savaşı bitirmek istedi. 1479 başında Venedik’e bir ahitname gönderdi. Böylece Osmanlı ile Venedik arasında yıllardır süren muharebeler nihayete erdi. Napoli Krallığı ile savaşa tutuşmadan evvel Venediklileri yanına çekmeyi arzu eden Sultan Fatih, Venedik Doç’unu, oğlunun düğünü için İstanbul’a davet etti. Yeni tamamlanan Topkapı Sarayı’nın odalarının ve duvarlarının süslemesi için bir de iyi bir ressam talep etti. (Ressamın gönderilmesini, sulh anlaşmasını imzalayan Venedikli nazır Giovanni Dario’nun Meclise teklif ettiği de söylenir.)

Bu sulh devri ve ressam talebi, yıllardır bir türlü beceremedikleri işi tamamlamak, yani Fatih’i ortadan kaldırmak için büyük bir fırsattı Venedikliler için. Doç’u düğüne göndermeyi kabul etmediler ama en iyi ressamlarını Osmanlı’nın payitahtına göndermeye karar verdiler. Onlar Meclisi, İstanbul’daki yeni sarayın tezyini için, Ressam Jacopo’nun oğlu Gentile Bellini’yi seçti.

Bellini

 

Baba Jacopo, Giorgione ve Titian gibi ressamlar yetiştirerek Venedik sanatına çağ atlatmış bir adamdı. Babasının stüdyosunda yetişen Gentile, kardeşi Giovanni kadar iyi bir ressam değildi ama iyi bir diplomat karakterine sahipti. 1469’da Venedik’i ziyaret eden Kutsal Roma İmparatoru III. Frederick tarafından kendisine şövalye unvanı verilmişti. İstanbul’a gönderileceğini haber aldığında Dukalık Sarayındaki Büyük Meclis’in duvarlarını boyuyordu. Yola çıkmadan evvel Venedik’in resmî ressamı ilan edilen Gentile, işi tamamlaması için yerine kardeşi Giovanni’yi bıraktı. İki yardımcısı ile beraber, Osmanlı’nın haracını götüren elçinin mahiyetinde 1479’un Eylül ayında İstanbul’a yelken açtı.

Sultan Fatih Tablosu

Günümüzde Sultan Fatih’i, İtalyan sanatçıları sarayına davet ederek onlara sahip çıkan hümanist bir Rönesans prensi gibi göstermek için gayret gösterenler olsa da hakikat böyle değildir. Samimi ve dindar bir müslüman olan Sultan, sanıldığı gibi, portresinin yapılması için bir ressam istememiş ve portre için poz vermemişti. Bellini ile görüşüp görüşmediği bile belli değildir. Bellini’nin İstanbul ziyareti ile alakalı Osmanlı arşivlerinde bir vesika bulunmamaktadır. Devrin Angiolello ve Ridolfi gibi yazarlarına ait, Fatih’in, Bellini’nin çizdiği deli derviş resmini tetkik ettiği ve ona kesik kafanın nasıl göründüğünü göstermek için bir kölenin kafasını kestiği gibi iddialarsa, komik İtalyan efsaneleridir. Üstelik 1916’da Londra’daki Milli Galeri’ye konan 25 Kasım 1480 tarihli meşhur Sultan Fatih portresinin Bellini’ye ait olduğu kati değildir. İngiliz arkeolog ve diplomat Austen Henry Layard tabloyu 1865’de Venedik’te yaşayan bir İngiliz’den satın aldığını iddia edene kadar tablodan kimsenin haberi yoktu.

n-3099-00-000024-hd

 

Şehadet

Gentile Bellini, on altı ay kaldıktan sonra 1481 yılının başında şehirden ayrıldı. Saray’daki boyama vazifesi bitmişti. Pek itimat edilir bir yazar olmasa da Giorgio Vasari, İslam’da yasak olduğu halde Sultan’ın portresini yapmaya teşebbüs ettiği için Bellini’nin gönderildiğini söyler. Sultan’ı resmetmeye başladıysa dahi, izin verilmediği için, Bellini’nin tabloyu döndükten sonra tamamladığı anlaşılmaktadır. Sultan Mehmed’in de ayrılırken kendisine, mezarı Ayasofya’da bulunan Venedik Doçu Dandolo’nun zırhını ve kılıcını verdiği rivayet edilir.

Bellini fırçasıyla Topkapı Sarayı’nın duvarlarını boyadığı sırada Osmanlılar, 1480 yazında Napoli Krallığına bağlı Otranto’yu fethederek İtalya’ya güneyden girmişti. Tüm İtalya ve Avrupa panik halindeydi. Bellini İstanbul’u terk ettikten kısa bir zaman sonra; Nisan ayı sonunda Sultan Fatih yeni bir sefere çıktı. Üsküdar’a geçti. Sultan çok iyi sır sakladığı için seferin nereye olduğunu kimse bilemiyordu. İstikametin Mısır olduğu söyleniyordu ama Doğu’ya doğru gidiyormuş gibi yapıp, Venedik’in kolladığı Yahyacı Rodos şövalyelerinin üzerine gideceği ve İtalya’da başladığı işi bitireceği de dedikodular arasındaydı.

Sefere çıktıktan sonra rahatsızlanan Sultan Fatih, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı’na otağını kurdurdu. Aniden ortaya çıkan bir karın ağrısıyla kıvranmaya başlamıştı. Ağzından ve burnundan kanlar geliyor ve “Bana kıydılar” diyordu. İstanbul’u fethederek Roma İmparatorluğunu tarihe gömen koca Sultan, 3 Mayıs’ta acılar içinde ruhunu teslim etti. Henüz 49 yaşındaydı. Haberi alan Yeniçeriler, Gaeta’lı Yakup Paşa’yı parçalayarak öldürdüler. İstanbul’daki Venedik elçisi müjdeli haberi derhal Venedik’e ve Roma’ya gönderdi. Haberci 19 Mayıs’ta Venedik’e ulaştığında Doç ve Meclis toplantı halindeydi. Hemen salona daldı ve sevinç içinde bağırdı: “La Grande Aquila è morta!” (“Büyük Kartal öldü!”).