Turchia dostu bir İtalyan

1918 yılı Kasım ayı.. Avusturya elçisi Giovanni Pallavicini, Beyoğlu’nda bulunan Venedik Sarayı’nı terk etmek için son hazırlıklarını yapıyordu. Bir zamanlar Venedik balyosunun evi olan bu elçilik binasına 1908’de taşınmıştı. Aslında bir İtalyan asilzadesiydi. Venedik’e bağlı Padova’da doğmuştu. Fakat Viyana’da okumuş ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun İstanbul büyükelçisi olarak yıllarca bu devlete hizmet etmişti. Cihan Harbine Türkiye’nin yanında girmişler ve şimdi mağlup olmuşlardı. Türkiye’nin başşehri İstanbul, rakip Müttefikler tarafından işgal edilmişti. İtalyan Kont Carlo Sforza, Venedik Sarayı’nın önünde, onun binayı terk etmesini bekliyordu. Galip Avrupalı güçleri şehirde yüksek komiserler temsil ediyordu. Kont Sforza da, İtalya adına bu vazifeyi yürütecekti.

Kont Sforza

Kont Sforza’nın Venedik Sarayı’na girince yaptığı ilk iş, binanın ön cephesine Venedik Aslanını asmak oldu. Kırk altı yaşındaki Kont, Milano dükü Sforza hanedanının bir ferdiydi. Ailesi, İtalya’daki Medici, Orsini gibi diğer Kara Asalet aileleri ile olduğu gibi, Pallavicini ailesi ile de akrabaydı ve onlar gibi Venedik’e sadıklardı.

Kont Carlo Sforza

İstanbul’a ilk gelişi değildi Kont Sforza’nın. İlk defa Temmuz 1901’de gelmişti. 1907 başından, 1909 Temmuzuna kadar yine bu şehirdeydi. Yani, hem 1908’deki Genç Türk ihtilalini, hem de 1909 Nisan’ında Sultan Abdülhamid’in Genç Türklerce esir alınışını görmüştü. Genç İtalya’nın kurucusu Mazzini’nin hayranıydı Sforza. Bu yüzden, Genç İtalya modeline göre teşkilatlanan Genç Türklere sempati duyuyordu. Şimdi bir kez daha onların yanındaydı.

Yunan İşgali

İttihat Terakki komitesinin liderleri Enver, Talat ve Cemal yurtdışına kaçtığı için, İttihatçı Genç Türkler başsız kalmıştı. Esir alınan Sultan Hamid’in Selanik’te kapatıldığı villanın sahibi, İtalyan Yahudisi Allatini ailesi idi. İttihatçılar, bu aileye ait Selanik Bankası’nın İstanbul’daki Galata şubesinde toplanıyorlardı. Burada yaptıkları toplantıda, İttihat Terakki’nin başına, Filistin Cephesinden dönen Mustafa Kemal Paşanın geçmesini teklif ettiler.

Kont Sforza, Almanlardan hoşlanmadığını bildiği bu Paşa ile kendi evinde buluştu. M. Kemal’i yıllar evvel Hareket Ordusunda bir subay iken tanımıştı. M. Kemal’in iddiasına göre, Sforza kendisi ile görüşmek istemişti. Sforza’ya göre ise, onu Malta’ya sürmek isteyen İngilizlere karşı destek için M. Kemal kendisine gelmişti. İlk teklif kimden gelmiş olursa olsun Kont Sforza ile tanışmış olmak Paşa için büyük bir şanstı.

M. Kemal Paşa ile Kont Sforza en az iki defa bir araya geldiler. Görüşmelerin ilki, M. Kemal Paşanın İstanbul’a gelişinden kısa bir zaman sonraydı. Yanında arkadaşı Fethi Bey de vardı. Sforza, Dışişleri’ne gönderdiği 11 Aralık 1918 tarihli raporda, isim vermeden, “iki Türk subayını elde ettiğini” iddia ediyordu. 17 Aralık’taki raporunda ise, Fethi Bey ve M. Kemal ile görüşmesinin detaylarını veriyordu (Mevlüt Çelebi, Türk-İtalyan İlişkileri, Atatürk Araştırma Merkezi). Sforza onlara, İzmir ve havalisinin Yunanlılarca işgal edileceğini, bu istilaya karşı silahlı bir direniş teşkil etmeleri gerektiğini söylemişti. Teşkilatın başına, arkadaşları M. Kemal’i tavsiye ediyordu. İtalya’nın kendilerine her türlü silah ve malzeme desteği vereceğini vaat etti. Ayrıca Paşaya, “İtalyan elçiliğinde bir dairenin hizmetinde olduğunu” söyledi. M. Kemal ve Fethi Beyler ise buna karşılık, İttihat Terakki’nin Türkiye’nin geleceğinde de devam etmesini, ‘Türkiye Birleşik Devletleri’ni meydana getirmek istediklerini ve iktidara gelirlerse İtalya’nın desteğini temin etmek istediklerini ifade ettiler (Mevlüt Çelebi, Mütareke Döneminde Mustafa Kemal Paşa-Kont Sforza Görüşmesi).

İtalyan komiserin desteği, Filistin Cephesinden mağlup dönen Paşa’ya büyük bir güç kaynağı olmuştu. Hatta bir gün, Paşanın Şişli’deki evi İtalyan bir birlik tarafından aranmak istendiğinde, M. Kemal telefonla komiserliği aramış, birlik arama yapmadan orayı terk etmişti. Ertesi gün de kendisine, İtalyan kumandanlığından, eve kimsenin tecavüz edemeyeceğine dair bir kart verilmişti (Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları).

İstiklal Harbi

İşgalci Komiserler, şehrin ve ülkenin idaresi ile alakalı meseleleri görüşmek için haftada bir kez toplanıyordu. Kont Sforza, Yunan komiserin bu toplantılara katılmasına izin vermemişti. Komiserler, 20 Kasım 1918’de yaptıkları toplantıda; Trabzon, Samsun ve Sinop mevkiindeki sahil emniyetinin İtalyan donanması tarafından sağlanmasına karar vermişlerdi.

Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasının hemen ardından M. Kemal Paşa, kendisini tarihe geçirecek yolculuğa başladı. Kont Sforza’nın talebi üzerine İngilizlerin verdiği vizeyle İstanbul’dan ayrılarak gemiyle Samsun’a ulaştı ve buradaki İngiliz birlikleri tarafından karşılandı. Görünüşteki vazifesi; 9. Ordu müfettişliği idi. Müfettiş olarak Anadolu’ya gönderilmesinde de yine Kont’un parmağı vardı (Alexander A. Pallis, Yunanlıların Anadolu Macerası (1915-1922)).

Paşa’nın resmi vazifesi ordu müfettişliği olsa da, asıl niyeti, Yunan Ordusuna karşı direnişi organize etmek ve yeni bir devlet kurmaktı. İlk olarak, Doğu illeri adına Erzurum’da toplanan kongreye iştirak etti. Kongrede, Kuva-yi Milliye tek kuvvet olarak tanındı. Paşa, Doğu Anadolu’daki müdafaa-i hukuk cemiyetlerini temsil eden Heyet-i Temsiliye’nin başına seçildi. Sonra da, tüm yurt adına toplanan diğer kongreye katılmak üzere Sivas’a geçti. İtalyan işgali altındaki Antalya’ya birkaç kez gelen İtalyan Prof. Biagio Pace, Şubat 1920’de yazdığı makalede, M. Kemal Paşa’nın katıldığı Sivas Kongresini, “Eylül Devrimi” olarak isimlendiriyor ve devrimin maksadını, “sulh konferansının muhtemel kararlarına direnen yeni bir devlet kurmaktır” diye izah ediyordu.

Anadolu’nun Lawrence’ı

Yunan işgaline mukavemetin organizasyonunda, İzmir’de sıkılan ilk kurşuna varıncaya kadar, İtalya’nın büyük katkısı vardı. İtalyanlar, Yunandan önce Anadolu’da işgale giriştiği halde onlara karşı silahlı bir direniş olmamış; Yunan’a karşı ise daha ilk günden itibaren silahlı bir mücadele başlatılmıştı.

İtalya, Antalya başta olmak üzere Akdeniz havzasını işgal etmişti. Kısaca “Arma” olarak bilinen İtalyan Carabinieri, yani jandarma teşkilatı, işgal edilen bu bölgede vazife yapıyordu. Anadolu’ya getirilen bu birliklerden en aktif olanı, Kuşadası’ndaki 379. Jandarma Takımı idi ve başında Teğmen Ugo Luca bulunuyordu.

Anadolu’nun Lawrence’ı İst. Teğmen Ugo Luca

Anadolu’daki İtalyan istihbarat teşkilatının şefi olan Luca, Türkçe biliyordu. Gerilla savaşında oldukça mahirdi. Sonradan, “Anadolu’nun Lawrence’ı” olarak meşhur olacaktı. Yunan’a karşı ilk müdafaa cemiyetleri ve Kuva-yı Milliye çeteleri, Luca’nın başında bulunduğu teşkilatın gayret ve destekleriyle kuruldu. Kuva-yı Milliyeciler ve silahları İtalyan torpidoları ile taşınıyordu.

Luca’nın yanında mücadele eden en meşhur Kuva-yı Milliyeciler, Şükrü (Saraçoğlu) ve Mahmut Esat (Bozkurt) idi. Şükrü ve Mahmut Esat, Cenevre’de okumuşlardı. Buradaki Türk Yurdu cemiyetinde çalışırlarken bir İtalyan gemisiyle Türkiye’ye getirilmişlerdi. Bu iki Genç Türk, Kuva-yi Milliye’nin teşkilatlanmasında çalıştılar. Teğmen Luca ile birlikte, küçük teknelerle Rodos’tan silah getiriyorlardı (Fabio L. Grassi, 1920 ve 1923 Yılları Arasında İtalya’nın Türkiye’deki Politikası ve Gizli İşleri). Hatta bazan Luca, zeybek kıyafetleri giyiyor ve Kuva-yı Milliyeci çetelerle birlikte Yunan birliklerine taarruz ediyordu (Türkiye İçin Dövüşen İtalyan Generali, Milliyet Gazetesi, 4-16 Ocak 1959).

Karakol Teşkilatı

İtalya, İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve insan kaçırılmasına da göz yumuyordu. 17 Ocak 1919’da Osmanlı polis teşkilatı, Müttefiklerce idare edilen Kontrol Komitesine bağlanmıştı. Şubat ayında bu komitenin başına, İtalyan Carabinieri’den Albay Kont Balduino Caprini getirilmişti. Caprini, bu işlerde tecrübeliydi. Daha evvel, Osmanlı’dan koparılan Girit’te vazife yapmıştı. Yunan ordusunu Anadolu’ya sokan Giritli komitacı Venizelos’u ta o yıllardan biliyordu. Sonra da, 1904’de tesis edilen ve İttihat Terakki’nin kurulmasında büyük rol oynayan Makedonya Jandarma teşkilatında, İtalyan General Emilio De Giorgis’in yardımcısı olarak çalışmıştı. 1911’deki İtalya-Türkiye savaşına da katılmıştı. Yani; İttihatçı Genç Türkleri yakından tanıyordu.

Başşehir İstanbul’un işgali ile neticelenen Cihan Harbi, Avusturya-Macaristan Prensinin Gavrilo Princip adlı bir tetikçi tarafından öldürülmesiyle başlamıştı. Princip, Mazzini’nin Genç İtalya modeline göre kurulan Genç Bosnalılar mensubuydu ve “Kara El” teşkilatı için çalışıyordu. İstanbul’daki Genç Türkler de benzer bir teşkilat kurmuşlardı: Karakol. Albay Caprini, bu teşkilatın çalışmalarına; Anadolu’ya silah ve insan kaçırmalarına müsaade ediyor ve onları kolluyordu. İngilizlerce tevkif edilmek istenen Karakol mensubu Memduh Şevket Bey, bir İtalyan gemisiyle İtalya’ya kaçmıştı. Karakol liderlerinden Kara Kemal de İtalyanların yardımıyla Malta’dan kaçarak Anadolu’ya geçmişti.

İtalya, Ankara’ya sadece silah ve insan değil; İstanbul’daki hadiseleri de aktarıyordu. Mart 1920’de İstanbul’da meclisin işgal edileceğini önceden bildirdiler. Dedikleri gibi; Müttefiklerce İstanbul’da büyük bir operasyon başlatıldı. Meclis basıldı ve İttihatçı Genç Türklerin bir kısmı, İngiliz idaresindeki Malta’ya sürüldü. Ankara’daki Heyet-i Temsiliye, bu işgali, Antalya’daki İtalya temsilciliğinin istasyonunu kullanarak, milletlerarası arenada protesto etti. Fakat Müttefiklerin bu sert müdahalesi Ankara’ya yaradı. M. Akif, İsmet İnönü, Halide Edip gibi Genç Türkler, Albay Caprini’nin mesuliyeti altında bulunan Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi üzerinden Ankara’ya geçtiler. İstanbul’dan kaçanlar sayesinde Heyet-i Temsiliye, Büyük Millet Meclisi’ne dönüştü.

Buz’dan Jozef

Rusya’da ihtilal yaparak Çarlığı deviren Bolşevikler, kendileri gibi devrimci olan Ankara’ya silah ve para yardımında bulunuyordu. Çünkü Komünist liderlerin yolu bir zamanlar İtalya’dan geçmişti. Stalin, 1907’de Venedik’te Aziz Lazarus adasındaki Ermeni manastırında zangoç olarak çalışmıştı. Bu manastır, Sivas Ermenisi Mekhitar tarafından kurulan tarikata aitti. Tarikatın modeli, Venedik’in kurdurduğu Cizvit tarikatı ile aynıydı. Osmanlı Ermenilerine milliyetçilik fikirleri bu ada üzerinden empoze edilmişti. Tiflis’te Cizvit ilahiyat mektebinde okuyan Stalin’in Venedik’teki lakabı; “Buz’dan Jozef” idi. Yani: Soğuk memleketten gelen Yahudi. Belki de biraz da bu yüzden olsa gerek, Bolşevikler İtalyanlarla beraber Ankara’nın yanında yer alıyorlardı.

Ankara’nın Yükselişi

İtalya, istiklal mücadelesi veren Genç Türklerin en büyük destekçisiydi. Ankara Hükümetinin ilk yurtdışı temsilciliği bu yüzden Roma’da açıldı. İstanbul’daki hükümeti iyice gözden düşüren Sevr anlaşmasının gözden geçirilmesini müdafaa eden ilk devlet adamı yine Kont Sforza oldu. Turchia dostu Sforza’nın Ankara’ya yardımları bunlarla da mahdut kalmadı. Şubat 1921’de tertip edilen Londra Konferansına, sadece İstanbul Hükümeti davet edilmişti. Gayriresmi bir hükümet olan Ankara’nın çağrılması mümkün değildi. Fakat Kont Sforza, Ankara’yı resmi olarak davet ederek Ankara Hükümetine milletlerarası resmiyet kazandırdı. Böylece, Ankara Hükümetini temsil eden heyet, önce Antalya’ya gitti. Buradan bindikleri bir İtalyan torpidosuyla İtalya’ya geçtiler. Kont Sforza ile görüşüp, gerekli talimatları aldıktan sonra Londra’ya gittiler.

Kont Sforza, Ankara’da meclisin açılmasının ardından, Malta’ya sürgüne gönderilen İttihatçı Genç Türklerin serbest bırakılması için de diplomatik teşebbüslerde bulundu ve bunda da muvaffak oldu. İtalya üzerinden Türkiye’ye dönen bu Genç’ler, Ankara Hükümetine katıldılar ve İstanbul’a karşı Ankara’yı güçlendirdiler.

İtalyan Silahları

1919’da Giritli Venizelos’un gazına gelerek İzmir’e adım atan Yunan Ordusu, Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemesine rağmen, 1920’de Venizelos’un istifasının ardından İngiltere’nin desteğini kaybetmişti. Buna karşılık Ankara, İtalya’daki temsilciliği vasıtasıyla yurtdışından silah satın alarak güçleniyordu. Venedikli işadamı Volpi’nin gayretleriyle, Banca Commerciale Italiana, yani İtalyan Ticaret Bankası, silah almaları için, Mart 1921’de Ankara’ya 10.000.000 £ kredi açmıştı. Yazar Grassi’nin aktardıklarına göre, İtalyan tüccar Mario Pellegrini, Kemalist orduya, yani Ankara ordusuna çamaşır, silah ve mühimmat tedarik ediyordu. Üstelik Pellegrini Ankara’ya, Kemalist orduda savaşmak üzere, İtalya’dan gelen gönüllülerin Kuşadası’nda indiğini bildirmişti. Yazar Grassi’nin, kitabına aldığı bu iddiaya göre, bu gönüllüler, İnönü Harbinde Yunan’a karşı Ankara’nın ordusu ile birlikte mücadele etmişlerdi.

Ve Zafer!

Yunan Ordusu, İtalya, Fransa, ABD ve Rusya’nın desteklediği Ankara’nın karşısında tutunamadı ve Anadolu macerasına bir son vererek Eylül 1922’de Türk topraklarını terk etti. Yunan Genelkurmayına göre, Ankara’nın savaşı kazanmasının sebebi, İtalyanların Kemalistlere yardım etmesiydi. İtalyanların verdiği uçaklar, Yunan hava kuvvetlerini felce uğratmıştı (Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgeleri ile Sakarya’dan İzmir’e). Galip Ankara, var olma mücadelesi verdiği zor zamanlarında kendisine yapılan bu iyilikleri elbette unutmadı. Yunan ordusunun İzmir’i terk etmesinin ardından, 11 Eylül’de Fethi Bey, yabancı gazetelere şöyle beyanatta bulunuyordu:

“Türkiye, İtalya’nın insaniyet adına haklarımızı savunmasından dolayı memnundur. Mütarekeden hemen sonra varlığımızı devam ettirmemiz gerektiğini ilk olarak İtalya savunmuştur. Kont Sforza unutulmayacaktır.”