Net-work

Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın.
Âl-i İmrân Suresi – 103

 

İngilizce “net”; ağ, balık ağı, tuzak demektir. “Ağ-işi” olarak birebir tercüme edebileceğimiz “net-work” ise şebeke manasına gelir. Şebeke de Arapça’da ağ, balık ağı, dokunmuş kumaş demektir. İngilizce “web” de bu manada kullanılır. Ayrıca, “örümcek ağı” manası taşır. İplerle, ağlarla, dokumayla alakalı bu yazı, dünya çapındaki örümcek ağının (www: world wide web) kısa bir hikayesidir ve mevzu, özü itibariyle hepimizi bağlamaktadır.

Serenissima

Tarihte Venedik devleti, Şark ve Batı arasında bir köprü gibiydi. Bir cumhuriyet olarak bilinse de halkın idarede hiçbir rolü ve sözü yoktu. Tüm hakimiyet, birbirleri ile akraba olan aristokrat ailelerin elindeydi. Hatta devleti sadece, Onlar Meclisi olarak bilinen, istihbaratın da bağlı olduğu, on aristokrattan müteşekkil bir meclis idare ediyordu diyebiliriz. Evet; topraklarını Osmanlı’ya kaptırdığı için, İtalya’nın kuzeyine sıkışmış ufak bir deniz devletiydi. Fakat Avrupa ile Doğu arasındaki bütün muhaberat, istihbarat ve para bu şehirden geçiyordu. Aristokrat aileler aynı zamanda tüccar olduğu için, Avrupa’nın en zengin memleketiydi Venedik. Belki de biraz da bu yüzden, kendilerine Katolik deseler de, dinle pek araları yoktu. Papa’nın itirazlarına rağmen İstanbul’u işgal edip yağmalamışlardı. İtalya’dakiler başta olmak üzere, Engizisyondan kaçan herkese kucak açıyorlardı. Oldukça güçlü nüfuzları olduğu İngiltere sarayını Katolik Kilisesinden kopartarak mezhep savaşlarının temelini atmışlardı.

Bu hususiyetleri sayesinde, biraz da İspanya’dan kovulan Yahudilerin ve düşen İstanbul’dan gelenlerin katkısıyla, 16. yüzyılın başından itibaren, Venedik’te entelektüel, Kabalacı-Eflatuncu ve hümanist bir net-work meydana geldi. 17. yüzyılda ateist Rahip Paolo Sarpi ve Giordano Bruno, Venedik’e bağlı Padova Üniversitesinde ders veren Galileo, Sefarad Haham Leon Modena, İngiliz sefir Henry Wotton, Fransız Dük Henri de Rohan ve daha birçok kişi bu network’te kendine yer bulabilmişti. Morosini gibi Venedikli aristokrat ailelerin hanesinde toplanan network zamanla büyüdü ve Roma mitolojisinde, Minerva’ya meydan okuyunca bir örümceğe dönüşen Arakhne gibi, gafilleri avlamak için ağlarını örmeye başladı.

Bilim

Büyü yapmak ve bağlamak birçok dilde aynı kelimeyle ifade edilir. Büyü ise Rönesans alimlerine göre ikiye ayrılır; kara büyü ve beyaz büyü. Bize öğretilen bugünkü modern “bilim”, beyaz büyünün Venedik tarafından kırpılmış halidir. Venedik network’ü bâtınî mevzulara oldukça meraklı olsa da, avamı buna layık görmemiş ve onlara hislere dayalı, pozitivist bir bilim sunmuştur. Çünkü dünya çapında bir sihir, illüzyon ağı örmek için, önce hakikatin sadece his organları ile anlaşılabileceğini kabullendirmek; sonra insanların hislerini aldatmak gerekmektedir.

İngilizce “din” manasındaki “religio”, bağlanma manası taşır. Nitekim İslam dini, insanların kurtulması için Allah’ın bir ipidir. Binaenaleyh; dokunacak illüzyon ağına yakalanmaları için insanların mevcut din, aile, cemaat gibi bağlardan kopartılıp hiçliğe, boşluğa sürüklenmesi icap ediyordu. Bu maksatla Venedik, insanı ve üzerinde yaşadığı yeryüzünü, kâinatın merkezi olmaktan çıkardı. Bir yandan Galileo, Bacon ve (Venedikli asilzade Antonio Conti’nin simyacı dostu) Newton gibi ilim adamlarıyla ve farmasonluk tarikatıyla, diğer yandan da astronomiye çok ehemmiyet veren Cizvit kolejleriyle modern bir bilim ağı dokundu. Padova Üniversitesinde okuyan ve Güneş’i merkeze alan Kopernik, Venedikli asilzade Gasparo Contarini’nin talebesiydi. Yine Venedik net-work’ünde yer alan İngiliz şair John Donne, İlk Sene-i Devriye adlı eserinde, Kopernik’in Meridyen ve Paralel’lerini, insanoğlunun Dünya’da ördüğü bir ağ olarak göstermektedir.

Medya

Konuşmada sihir tesiri vardır. İpe atılan düğüm gibidir kelimeler. İnsanın gözünü bağlar. Konuşan kişi kullandığı kelimelerle bir ağ örer muhatabı üzerinde. Binaenaleyh, bu fikirler ve kitaplar için de câridir. Mesela İngilizce’de metin manasına gelen “text”, texo’dan, yani dokumaktan gelir. Yani her kitap, bir dokuma, bir kumaş, okuyucuyu saran bir ağdır. Matbaa teknolojisi ise bu ağ modelini kısa zamanda binlerce kez kopyalayarak, hızla büyük bir ağ örmeye yarar.

İnsanlar matbaanın çok faydalı bir keşif olduğunu, insanları bilgilendirdiğini, kültürlendirdiğini filan hayal ederler. Halbuki realite tam tersidir. Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley, “Matbaa, fotomekanik, sinema, radyo, fonograf, kolayca bu maksatla kullanılabilecek olmasına rağmen, kültür yaymak için değil, bilakis zıddı için kullanılır. Fennin tüm kaynakları, embesilliğin büyümesi ve görgüsüzlüğün tüm dünyayı kaplaması için tatbik edilir” diye ifade eder bu teknolojiyi.

Machiavelli’yi yalayıp yutmuş Venedik network’ü de bunun farkındaydı. Padova Üniversitesinde okuyan Rahip Sarpi, “Tüm çalışmalarımız ve felsefelerimiz, kelimelerin ve fikirlerin aldatmasını ortaya koymak üzerineydi” diye yazıyordu. Avrupa’daki kitapların dörtte biri Venedik’te basılıyordu. Daha 15. yüzyılın sonu gibi erken tarihte bile yaklaşık iki yüz matbaa faaliyetteydi şehirde. Venedik, kurduğu matbaalar ve tarikatlar ve Avrupa’nın her yerinden gençlerin okumak için geldiği üniversiteleri sayesinde önce Avrupa, sonra da tüm dünya üzerinde ekonomik, siyasi, kültürel vs. ağlarını örmeye muvaffak oldu.

5g-guidelines-900x443

Örümcek Venedik, teknolojik tuzağını dokumaya, kitaptan sonra, demiryolu, telgraf, telefon ile devam etti. Günümüzde ise bilgisayarlar, inter-net (inter-network), mobil telefonlar, fiber kablolar, baz istasyonları, uydular, drone’lar ve deri altı çiplerle, her şeyin ve herkesin birbirine bağlı olduğu, gittikçe büyüyen elektronik bir ağ örüyor. Hem insan kaynağı net-work’ü hem de bu teknik ağ sayesinde her türlü illüzyonu, hologramı meydana getirmek mümkün hâle geldi örümcek için. Yani bu “Yeni” çağda, kişinin, dinine bağlı kalabilmesi için, görmediğine iman etmesi yetmiyor artık; gördüğünü de inkâr etmesi gerekiyor.

Örümcek Ağı

Birçok inanışta büyük âlem, yani kâinat, Tanrı’nın yarattığı dev bir ağa benzetilir. Kader ise dokunmuş kumaşa. Küçük âlem olarak bilinen insan da, hem mükemmel ağ (rete mirabile) olarak isimlendirilen damarlar ve sinirler tarafından, hem de kader kumaşı tarafından sarılmıştır. Tarih boyunca bazı hilekârlar, Trickster’lar, Deccâl’lar, hile, sihir, bilim yoluyla bu âlemler içinde kendi ağlarını örmek istemişlerdir. Fakat hevesle dokudukları bu ağlar, birer örümcek tuzağı gibi, ferahlatıcı bir sabah rüzgarıyla dağılıp gitmiş; kader bunların üstünde kendi ağlarını örmüştür. Çünkü Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. Ankebut sûresinde buyurulduğu gibi; “Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!”.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: