Kategori arşivi: Kitaplar

Hermetizm

Güneş’in Efendisi

Hazret-i İdris, birçok ilmin kurucusudur. Bu yüzden, ‘İdris’, yani ‘ders verdi’ manasında anıldığı söylenir. İlk kez kalemle yazan, yani yazıyı bulan Oydu. İslam tarihi kaynaklarında, Nuh tufanından önce Bâbil’de yaşadığı yazılıdır. Halkın düşmanlığı üzerine, az sayıda müminle beraber, Mısır’a hicret etti. Burada sultanlık yaptı. Hem nübüvvet, hem hikmet, hem de hilafete sahip olduğu için, yani kendisine üç büyük nimet verildiği için, Müselles bin Ni’me olarak bilindi.

İslam âlimlerinin rivayetine göre; İdris Peygamber, hayatta iken göğe yükseltildi. Otuz yıl yedinci semada kaldı ve yeryüzüne döndü. Göklerde müşahede ettiklerini, ilm-i nücûmu insanlara öğretti. Kendisinden sonra meydana gelecek tufanı bütün tafsilatı ile anlattı. Bazı ilimleri, iki taş sütuna hiyerogliflerle işlediği ve böylece bu bilgileri tufandan koruduğuna inanılır. Bir piramit inşa ettirip, onun içine işlettirdiğini söyleyenler de vardır.

Hazret-i İdris’in, müminlerin mümtazlarına, tasavvufî ve ledünnî ilimleri de anlattığı İslâmî kaynaklarda ifade edilir. Ruhun güzel ve nurlu bir varlık olduğunu, göklerden geçerek karanlık bedene girdiğini, eğer insan bedenî ve dünyevî zevklere dalarsa hayvanlardan bile aşağı olacağını; fakat aklını kullanıp bedende bulunan nefsini kontrol ederse, ruhunun tekrar göklere yükseleceğini ve insân-ı kâmil olacağını öğretti. Kendisi de halvete çekildi; zikir, riyâzet ve mücâhede ile meşgul oldu. Terzilik yaparken iğneyi kumaşa her sapladığında Allah’ı zikrettiği rivayet edilir.

İdris Peygamber, yeryüzünün meskûn yerlerini dört kısma ayırdı. Her birine vekil tayin ettikten sonra Mısır’dan ayrıldı. Aşure gününde dördüncü semaya; yani Güneş feleğine alındı. Bazı alimlere göre, Hazret-i İsa gibi, ölmeden göğe kaldırılmıştı. İslam öncesi kaynaklarda, göğe alınırken bir aleve dönüştüğü ve bu esnada gök gürültüsü gibi bir ses çıktığı yazılıdır.

Altın Buzağı

Meşhur İslam âlimi İmam-ı Rabbani, Allah’ın feyizlerinin, iyi ya da kötü, herkese geldiğini yazar. Fakat kötü insanlar bundan istifade edememektedir. Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara aynı şekilde parlamakta olduğu halde, adamın yüzünü karartmakta; fakat çamaşırları beyazlatmaktadır. Yani bir kimse kör ise, güneşin suçu yoktur. Hazret-i İdris’in mirası bâtınî ilimler de ehli olmayan kişiler eline geçince yanlış tabir ve tahrif edildi. Tarih boyunca, heterodoks mezheplerin doğmasına yol açtı.

İdris Peygamberin göğe alınmasından sonra Mısırlılar, Güneş feleğinde bulunan Hazret-i İdris’e Thoth dediler ve ilahlaştırdılar. Yunanların Heliopolis (Güneş Şehri) dedikleri, Mısır’daki eski bir şehirde bulunan bazı tarikatların mensupları, Ra adını verdikleri Güneş tanrısına tapmaya başladı. Doğarken ve batarken Güneş’e doğru dönüyorlar ve kollarını göğüslerinde çapraz tutarak ona ibadet ediyorlardı. Mısır’ın sultanları firavunlar da, Ra’nın soyundan geldiklerini iddia ederek kendilerini ilah ilan ettiler.

Cizvit (İHS) tarikatı kurucularından Francis Xavier

Güneş Şehrindeki tarikatlar boğayı Güneş’in yeryüzündeki temsilcisi olarak gördüler. Onun hareketlerine göre kehanetlerde bulundular. Boynuzları arasında Güneş diski taşıyan boğa heykellerine tapmaya başladılar. Bu putlara Apis dediler. Son Peygamber Hazret-i Muhammed bununla alakalı; “Güneş şeytanın boynuzları arasından doğar [ve batar] ve o vakitte kâfirler ona secde ederler.” buyurmuş ve Güneş doğarken ve batarken namaz kılmayı yasaklamıştır.

Apis putu

Mısır’ın Güneş kültü, İran’daki Zerdüştîlerin ateşinden Hindistan’da ineğe gösterilen hürmet ve Budistlerin güneş rengi kıyafetlerine kadar dünyanın her yerine yayıldı. Mısır’ın müttefik ve sınırdaşı olan Hititler de bu inancın tesirinde kaldı. Eskiden Ankara Belediyesi’nin amblemi olan ve hâlâ bu şehirde heykeli bulunan boynuzlu Hitit Güneşi de Apis’i temsil eder.

Hazret-i Yakub’un çocukları, yani İsrailoğulları, Hazret-i Yusuf ile beraber Mısır’a yerleşti. Yahudiler, Hazret-i İdris’i Ahnûh (Hanûh) adıyla bildiler. Güneşe kulluk edenin taşlanarak öldürüleceği bildirilmesine rağmen, Güneş kültü Yahudiler arasında da revaç buldu. Hazret-i Musa Yahudileri Mısır’dan Filistin’e götürürken Tur Dağına çıktığında, Sâmirî adında bir Yahudi, altın takıları eritip bir Apis yaptı. Yahudilerin bir kısmını ona taptırdı. Hazret-i Musa dönünce Sâmirî’yi kovdu.

İskenderiye

Yunanlar Hazret-i İdris’e, âlim manasında Hermes dediler. Lakabı olan ‘Müselles bin Ni’me’ de ‘Trismegistos’; yani ‘Üç Kere Büyük’ (Hermes) olarak tercüme edildi. Ona atfedilen, tahrif edilmiş ilimlere Hermetizm denildi. Pisagor ve Eflatun gibi filozoflar uzun yıllar Mısır’da kalarak buradaki tarikatlardan dersler aldı. Böylece Yunan felsefesi doğdu. Pisagorcuların matematikleri, Eflatun’un etik ve teolojisi, Aristo’nun fizik anlayışı hep Hermetizme dayalıdır.

Roma’dan evvel dünyanın en büyük şehirlerinden olan İskenderiye, Büyük İskender tarafından kuruldu. Memfis’ten sonra Mısır’ın yeni merkezi oldu. Şehirde bir Serapis mabedi inşa edildi. Serapis tarikatı, Apis tarikatının Yunan versiyonuydu. Tarikatın mensupları tarafından, Hermetizmi anlatan ve adına Hermetica denilen risaleler yazıldı.

Hazret-i İsa yeryüzünde kısa bir zaman kaldığından ve kendisine inananlar çok az olduğundan, tebliğ ettiği din tam olarak bilinemedi. Hazret-i İsa’nın göğe alınmasından sonra İsevilik Hermetizmle karıştı. Ortaya Hristiyanlık adında bambaşka bir din çıktı. Mesela; her feleğin bir günü vardır. Güneş feleğinin günü de Pazar’dır. Bu yüzden, Hristiyanlıkta Pazar (Dies Solis/Güneş Günü/Sun-day) mukaddes gün kabul edildi. Kiliselerin kıblesi Güneş’in doğduğu Şarka çevrildi. Hermetizm’deki teslis, baba-oğul-kutsal ruh olarak Hristiyanlığa geçti. Günün geceyi geçtiği 25 Aralık, Hazret-i İsa’nın doğduğu tarih kabul edildi.

Rönesans’tan itibaren kiliselere sızan Güneş Tanrısı Ra’nın Gözü

Kadim Felsefe

İslam devrinde Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbni Rüşd gibi filozoflar Hermetizmin tesirinde kaldılar. Her gün Güneşe karşı durup, Melek Tâvus adındaki Şeytana dua eden Yezidiler de bu inanca mensuptur. Hermetizm, İslam topraklarında İsmâiliyye gibi bâtınî fırkaların doğmasına yol açtı. Bâtınîler, Hermetizmde yer alan hikmete, Ezelî Hikmet, yani Kadim Felsefe dediler. Fakat bunu vahye dayalı ilâhî bir hikmet olarak değil; tarih öncesine uzanan eski bir felsefe olarak gördüler. Peygamberlerin, dinlerini bu felsefe üzerine kurduğuna inandılar. Yani; dinlerin bâtınî kısmı esastı; şeriatler ise zamana göre tatbik edilen kaidelerden ibaretti.

Haşhaşiler gibi Hermetikler ile, Son Peygamberin şeriâtine tâbi olan Sünni tasavvuf tarikatları arasında mücadeleler yaşandı. Fakat Hermetikler zamanla bu tarikat ve tekkelerin bazılarına sızarak onları da tahrif etti.

Vaftizci Yahya

İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden Hazret-i İlyâs, bugün Lübnan hudutları içinde yer alan Balbek’te tebliğde bulundu. Yunanlar buraya da Heliopolis derdi. Çünkü halkı, Ba’l dedikleri Apis putuna tapıyordu. İslam öncesi kaynaklarda, Hazret-i İlyâs’ın ateşten bir ata binerek, Hazret-i İdris gibi göğe alındığı yazılıdır.

Yahudi ve Hristiyan Hermetikler, İlyâ (Elijah) dedikleri İlyâs Peygamberin Hazret-i Yahya, yani Vaftizci Yahya olduğuna inanırlar. Onlara göre; Hazret-i Yahya da aslında Hazret-i İdris’di. Yani; Hazret-i İdris, İlyâ olarak da bilinen Vaftizci Yahya suretinde yeryüzüne inmişti. Vaftiz de yeniden doğuşu sembolize ediyordu.

Hazret-i Yahya, Irak ve İran civarında yaşayan Sâbiîler tarafından da son peygamber olarak görüldü. Vaftiz olmak, en büyük ibadet sayıldı. Güneşe tazim ettiler. Bunların Filistin’den kaçan heteredoks Yahudiler, yani Sâmirî’nin takipçileri olduğu rivayet edilir.

Haçlı seferleri ile İslam topraklarına yerleşen Tapınak Şövalyeleri de Hermetikti. Vaftizci Yahya adına çok sayıda kilise kurdular. Tarikatları yasaklanınca mülkleri, Kudüs’teki Sen Jan (Aziz Yahya) Şövalyelerine geçti. Aziz Yahya tarikatı, Vaftizci Yahya adına Kudüs’te kurulmuştu. Tapınakçıların inancını devam ettiren ve Osmanlı İmparatorluğu ile mücadele eden bu şövalyeler, daha sonra Kıbrıs’a, oradan Rodos’a ve nihayet Malta’ya kaçtılar. Tarikat günümüzde hâlen Malta Şövalyeleri olarak devam etmektedir.

Evliya Çelebi, Haçlıların Hazret-i Yahya’nın cesedini Nablus yakınındaki bir köyden alıp Rodos’a, oradan da Malta’ya götürdüklerini söyler. Fakat mübarek başının altın bir kâse içinde Şam’da Ümeyye Camiinin altında olduğunu yazar. Bazı Batılı kaynaklar ise, Tapınakçıların, Baphomet dedikleri bu başı ele geçirdiğini ve ona taptıklarını iddia eder. (Baphomet’in boynuzlu bir şeytan putu olduğunu söyleyenler de vardır.)

Farmasonların Baphomet merasimi

Kanatlı Aslan

Güneş hiyerogliflerde, merkezinde nokta olan bir daire şeklinde tasvir edilir. Çünkü Güneş, yedi kat göklerin kutbudur. Bu şekil bir pergel vasıtasıyla çizilebildiği için, pergel, Avrupalı Hermetiklerin sembolü oldu. Güneş piramitlerde bazan da aslan olarak tasvir edilir. Çünkü aslan burcunun unsuru, ateş; feleği ise Güneş’tir.

Kudüs Müslümanlar tarafından geri alınınca, Tapınakçıların yeni merkezi Venedik oldu. Ülkenin bayrağı olarak kanatlı aslan seçildi. Venedik piskoposunun evi olan San Pietro’nun kulesi de İskenderiye feneri şeklinde inşa edildi.

1460’da Floransa’ya gelen bir keşiş yanında Hermetica külliyatını getirdi. Cosimo de Medici’nin Eflatun tercümesi ile beraber 1463’te Venedik’te basıldı. Böylece İtalya’da Rönesans (Yeniden Doğuş) devri ve Hümanizm cereyanı başladı. Antik Mısır’da Güneş tanrısına adanan dikilitaşlar, Rönesans devrinde Hermetizm sembolleri olarak kullanıldı.

Bu devirde, Hermetizm ile Katolik Kilisesi arasında mücadele başladı. Avrupalı Hermetikler, İspanya’da Alumbrados (Illuminati) ve İtalya’da Spirituali gibi tarikatlar kurdular. Kilise’ye sızmaya, hatta Papa çıkarmaya muvaffak oldular. Vatikan’da Papa Alessandro’ya ait Appartamento Borgia’da, Borgia ailesinin sembolü olan boğa, Apis olarak resmedilmiştir ve bugün dahi durmaktadır.

Borgia Dairesindeki Apis tasviri

Aydınlanma

Avrupa’da o zamanlar Dünya merkezli bir kâinat anlayışı vardı. Venedik’e bağlı Padova Üniversitesinde okuyan ve bir Hermetik olan Kopernik buna karşı çıktı. Merkezde Güneş’in olduğunu iddia etti. Rönesans tarihçisi Frances Yates, bununla alakalı, “Kopernik’in keşfi, Hermes Trismegistos’un o meşhur eserinden yapılan, Hermes’in Mısırlıların kendi sihirli dinlerinde Güneşe tapmalarını izah eden bir iktibasla birlikte gün yüzüne çıkmıştır” diye yazar. Hermetik Newton’ın büyük kütleli Güneşi merkeze alan yer çekimi nazariyesi de, Kopernik’in iddiasını kuvvetlendirdi. Böylece modern ‘bilim’ doğdu.

Kopernik ve elinde pergel

Hermetikler 16. yy’da Venedikli aristokrat Morosini’lerin evinde Giovani (Genç/Civan) adında gizli bir cemiyet kurdular. (Yahya da İtalyanca Giovanni olarak yazılır. Genç [Jön] Türklerin menşei de bu cemiyete dayanır.) Cemiyetin sözcüsü, Paolo Sarpi adında ateist bir rahipti. Ekipte, Kopernik’in izinden giden Galileo’nun yanı sıra, filozof Giordano Bruno da vardı. Kilise tarafından öldürüldüğü için, Bruno bugün bir ‘bilim şehidi’ olarak lanse edilir. Fakat aslında, taraftarları Calabria’da Güneş Şehri adında bir cumhuriyet kurmak için ihtilal hazırlığı yaparken yakalanmış ve Bruno bu yüzden idam edilmişti.

Katolik Kilisesini içeriden reforme etmek isteyen Venedik, Katolik görünüşlü Hermetik Cizvit tarikatını kurdurdu. Diğer yandan da, farmasonluk gibi Kilise muhalifi ‘Aydınlanmacı’ tarikatlar meydana getirdi. Mısır sembolleri ile dolu farmasonlukta, Vaftizci Yahya, kurucu aziz kabul edildi. Masonlar kendilerine, ‘Yahya’nın adamları’ dediler. Onun doğduğu tarih kabul edilen 24 Haziran’ı da festival olarak kutladılar.

Piramit ve Ra’nın Gözü

Monarşileri deviren ihtilallerle beraber Hermetikler tüm dünyaya hâkim oldu. Londra ve New York’da bulunan dikilitaşlar Mısır’daki Güneş Şehri’nden getirtildi. İskenderiye Fenerini bugün Washington’ın masonik abidelerinden New York’taki iş kulelerine, her yerde görmek mümkündür. Günümüzde Hermetikler, Yeni Dünya Nizamı ve Kadim Felsefeye dayalı tek bir dünya dini için çaba sarf etmektedir.

Türkiye Gazetesinde okumak için tıklayınız.

To read in English please click here.