Etiket arşivi: bond

Mr. Bond*

* Bond (İng): Zincir, bağ.

“Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” (Tâhâ; 69)

“mundus vult decipi, ergo decipiatur”

Giordano Bruno, 16. yüzyılda yaşamış İtalyan bir filozof ve casustu. Kadim Felsefeye inanarak, Hristiyanlık prensiplerini reddettiği ve sihirle uğraştığı için, Engizisyon tarafından 1600’de Roma’da yakılarak öldürüldü. İnsanların dikkatinden kaçan, küçük; fakat çok mühim bir eseri vardır; De vinculis in genere (Umumî olarak Zincirler Hakkında). Machiavelli, Prens adlı eserinde nasıl politik aldatmacayı mevzu edinmişse; Bruno da bu eserinde psikolojik aldatmacayı anlatmaktadır. Bu eser, kitle psikolojisi ilminin temelini teşkil eder. İnsanların bir “manipülatör”, bir sihirbaz tarafından zincirlenerek nasıl kontrol edilebileceğini gösterir.

ferraribruno

Bruno heykeli, 1908 İhtilalinde büyük rol oynayan Macedonia Risorta mason locasının ve Genç Türklerin bağlı olduğu İtalya Maşrık-ı Âzâm’ın üstadı Ettore Ferrari tarafından yapıldı. Bruno’nun yakıldığı meydana dikilen heykel, 1889’da, iki binden fazla masonun iştirakiyle açıldı.

Vinculum Vinculorum

İnsan ruhu, çok latif ve güzel olduğu için, yaratıldığı zaman, karanlık cesede girmek istemedi. Bu yüzden kendisine, bedene karşı aşk ve muhabbet verildi. Böylece ruh, bu görünen bedene ve bedende yerleşmiş bulunan nefse bağlandı. Bedende kendini kaybetti. Onda fâni oldu. Âlemdeki her varlıktan birer numune, insanın yapısında da olduğundan, ruh, âlemdeki bütün varlıklara bu muhabbet zinciriyle bağlandı. Bunun neticesi olarak, kendisini yaratan Allah’tan uzaklaştı. Büyük İslam âlimi İmam-ı Rabbani, bu hususta şöyle yazmaktadır:

“Kalp, yani gönül birden fazla şeyi sevmez. Bu bir şeye olan sevgisi kesilmedikçe başka şeyi sevemez. Kalbin mal, evlat, mevki, metholunmak gibi çeşitli arzuları, bağlantıları ve sevdikleri, hakikatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir. Onların nefslerini düşünmemektedir. Nefsine olan sevgisi kalmazsa, nefsi için onlara olan sevgisi de kalmaz.”

nefs

Yunan ve Avrupalı filozoflar, Bâtınî/tasavvufî bilgileri, Peygamberlerin kitaplarından almışlar ve içine kendi bozuk fikirlerini karıştırmışlardı. Bu resimde, ruh (kartal), nefse (köpek) zincirlenmiş bir halde tasvir edilmiştir. Ruhun uçabilmesi için, bu zincirden kurtulması lazımdır.

Bruno da bu eserinde, insanda bulunan tüm iyi ya da kötü hal ve huyların temelinde, ego sevgisinin bulunduğunu iddia eder. Bu sevginin ehemmiyetini şu şekilde izah eder:

“Ruhun daimi devamlılığının ve onun bedene olan mecburi bağlantısının farkında olan bir kimse, hem tabii şeyleri kontrol etmek, hem de onları daha iyi anlamak için mühim bir prensibe sahip olur.”

Bruno, insanın kendi nefsine olan sevgisine, “vinculum vinculorum” (zincirlerin zinciri) adını verir. Tapınakçıların, farmasonların, Cizvitlerin vs. lideri olan ve bugün dünyayı idare eden sihirbaz, insanları, egolarına bağlı bu zincir sayesinde köleleştirmektedir. Sihirbaz, köleliği ve köle ticaretini yasaklayarak görünen metal zincirleri kırmış, bunun yerine insanların hepsini görünmez zincirlerle zincirlemiştir. Bu görünmeyen zincir, bu ego sevgisi, Eflâtuncularca, “daemon magnus” (Büyük Şeytan) olarak bilinir. Şeytandan kurtulmak kolaydır; fakat Büyük Şeytan’dan kurtulmak çok zordur.

Sihirbazın Kapıları

Bruno’ya göre, kurbanını zincirlemek isteyen sihirbaz, hedefini ve onun nefsini iyi tanımalıdır. Onun genç mi, çocuk mu; kadın mı, kız mı; fakir mi, zengin mi; memur mu, tüccar mı vs. ne olduğunu; tabiatını; huylarını; makam, mülk, övülmek, takdir edilmek gibi arzularını; nelere alaka duyduğunu; komplekslerini; zayıf yanlarını ve zayıf anını çok iyi bilmelidir. Zincirin cinsini, buna göre seçmelidir. Aksi takdirde onu zincirleyemez. Bruno, bunu şöyle ifade etmektedir:

“İçeride sana çalışan bir hain olmadıkça, bir kaleyi kolayca ele geçiremezsin. Kadehler dolduğunda, kale elde edilir. Muhafızların ve bekçilerin değişmesini izle. [Fırsatı yakaladığında] Asla tereddüt etme.”

Bir kişiyi zincirlemektense, bir grubu ya da cemiyeti (mesela bir siyasi parti vasıtasıyla) zincirlemek daha kolaydır. Çünkü ne tip zincir bağlanırsa bağlansın, o cemiyet içinde bu düğüme, zincire yakalanacak kişi mutlaka bulunacaktır. Hele de bu insanlar tek tip olarak yetiştiriliyorsa.

Sihirbaz, şu üç kapıdan geçerek kurbanını zincirler: Görme, duyma ve hayal etme. Sesler (müzik ve kelimeler) ve imajlar, göz ve kulak gibi his kapılarından geçerek, ruhta cazibe, öfke, sevinç ve nefret meydana getirir. Eğer doğru imaj ve sesler kullanılırsa, kurbanın zihni kontrol altına alınabilir. Bruno, sihrin tesir etmesini şöyle açıklamaktadır: Göz, kulak ve hayal gücü vasıtasıyla, insan bilir. Bilince, arzu eder, ister. Arzu edince, ona doğru meyleder. Meyledince, cezbedilir, çekilir. Cezbedilince, harekete geçer. Harekete geçince, ona yaklaşır. Yaklaşınca, onunla birleşir, ona katılır. Katılınca, zincirlenir. Zincirlenince, yakalanır. Yakalanınca, ruhu sihirbazın olur.

Mesela, nasıl ki bir büyücü kıl ve tırnak gibi bir insana ait parçalarla o insanı bağlayıp kontrol altına alabiliyorsa, dinleyenler kendilerinden bir şey buluyorsa bir hatip de konuşmasıyla onları bağlayabilir. (Bruno’nun bu tespitini İslamiyet de kabul eder. Hazret-i Peygamber bu hususta, “Bazı fasih, beliğ sözler vardır ki, onlar sihirdir” buyurmuştur.) Bugün bu ses ve imajlara, “medya” diyoruz. O halde televizyon kanalları, gazeteler, kitaplar, radyolar, internet, filmler, yani medya kimin kontrolündeyse, sihirbaz, ya da Bruno’nun tabiriyle, “Ruh Avcısı” (animarum venator) odur.

hitabet

Yeni Türkiye’nin lideri M. Kemal, iyi bir hatipti. 1908’de Trablusgarp’ta iken, hitabeti ile, İngiliz konsolos Justin Alvarez’in dikkatini çekmişti.

Nefs, bedende hislere komşudur. Beyin ve kalp ile de irtibatı vardır. Dolayısıyla nefs, görülen ve duyulan şeylerin tesirinde kalır. İnsan da nefsine bağlı sevgi zinciri yüzünden, his uzuvları ne ile meşgul olursa onun tesirinde kalır ve bağlanır. Bu zincirler o kadar kuvvetlidir ki insanın aklını örterler. “Sevgi, bütün hisler gibi, bilginin kullanışlı bir şeklidir. Akıl, sevgiden daha büyük değildir.” diye yazar Bruno. Bu yüzden insan, beyinde yer alan aklını kullanamaz. Kullanabilse bile, akıldan gelen irade ve kuvvet, çoğu zaman bu zincirleri kırmaya kâfi gelmez. Mesela; insanlar, karşıdakinin abarttığını ya da yalan söylediğini bildiği halde övülmekten hoşlanır. Öleceklerini kesin olarak bildikleri halde, dünya malına bağlanırlar. Bazı erkekler, hayatlarını mahvedeceğini bildikleri halde, güzel bir kadının teklifine hayır diyemez.

345x565-01-economist-the-magician

The Economist mecmuası 2017 kapağından..

Ruhun ve bedenin dili farklıdır. Bedene gelen sesler ve imajlar, ruhun anlayabileceği suretlere (phantasm, hatara, havatır) çevrilir. İnsanda bilgi, kişinin zihninde, bilinen şeyin suretinin veya hâsıl olan suretinin, yani hayalinin oluşmasıyla meydana gelir. Bu yüzden, bilen kişi, bildiği şeyin tesirinde kalır. Bilgi arttıkça tesir de artar. Bruno’ya göre, ruha en çok tesir eden his, görmektir. (Tasavvufta, bu yüzden, zikir esnasında gözler kapatılır.) Buna rağmen, görme ve işitme, ruhu avlamak için ikinci derece kapılardır. Ruhu ele geçiren asıl kapı, üçüncüsü; yani, insanın hayalinde meydana gelen suretlerdir: “Hayal ve fikir, akıldan daha çok bağlar; ilki, ikincisinden daha kuvvetlidir.” Hatta bu kapı, diğer kapıları kör ve sağır eder. İnsanların çoğu, suretleri kontrol edemez. Üstelik beyin, mücessem (somut) eşyanın his organları (birinci ve ikinci kapı) vasıtasıyla meydana getirdiği suretler ile, hayalinde, vehminde meydana gelen mücerret (soyut) suretleri (üçüncü kapı) ayırt edemez. Böylece sihirbaz, kurbanına aslında var olmayan şeyleri, varmış gibi gösterebilir. Aslında var olmayan bu suretler, hakikaten varmış gibi insana tesir eder. Yani; suretleri (kapıları) kontrol eden, gerçekliği de kontrol eder.

yx2i8

The Illusionist filminden bir sahne

Ahiret inancı olmayan Bruno, mücerret zincire misal olarak cehennemi göstermektedir. Fakat buna başka bir misal olarak, “hürriyet” verilebilir. Devletleri dağıtan ve aileleri çökerten, halkın krala, kadının da kocasına karşı başkaldırması, bu “hürriyet” zinciri ile gerçekleşmiştir. İslam-Türk kültüründe, kadının nafakasını temin etmek, kocanın vazifesidir. Kadın, çalışmak mecburiyetinde değildir. Eğer kocası yoksa babası ya da diğer erkek akrabaları ona bakmak mecburiyetindedir. Bunlar da yoksa iş devlete düşer. Asıl ekonomik hürriyet bu olduğu halde, günümüzde kadınlar, müslüman kadını köle olarak görür. Fakat “hürriyet” aşkına köleler gibi çalışır. İşte bunlar hep suretlerin tesiridir.

alc4

Avrupalı bir eserde, hastanın zihnindeki suretler, bir fırın (riyazet) vasıtasıyla çıkarılmaktadır.

İnanç ve İrade

İnsanları kendine bağlayabilmek, yani sihrin tesir etmesi için, hem sihirbazın hem de kurbanın buna inanması şarttır. İlaçta olduğu gibi, eğer insan sihrin tesir edeceğine inanmazsa, sihir bir işe yaramaz. Ayrıca, güzellik, iyilik ve doğruluk her ruhu bağlayan zincirlerdir. Fakat  insan, ruhunun lezzetleri ile nefsinin lezzetlerini ayırt edemediği için, aslında güzel, iyi ve doğru olmayan bir şey, öyleymiş gibi gösterilebilir. Kurban, buna inandırılabilir. Bruno, bu hususta, “Zincirlemenin gücünün, bir şeyin iyi olduğu fikrinden ziyade, iyi olandan kaynaklandığı; gizli bir sebeptense bilinen bir sebepten meydana geldiği, doğru değildir.” diye yazar. Bu yüzden, cahil insanlar ve karma mekteplerde saçma ve yanlış bilgilerle kafaları doldurulan, uyuşturulan okumuş cahiller, çok daha kolay kurban olur. Bu insanlar, şehvet ve sevk-i tabiileri ile hareket ettikleri, ya da yanlışı doğru sandıkları için, sihirbaz, medya vasıtasıyla bunlar üzerinde istediği zinciri bağlayabilir: Ümit, merhamet, korku, aşk, nefret, öfke, neşe, hayatı ya da ölümü küçümseme vs. Zinciri bir kere bağladıktan sonra, onları istediği cihete sevk edebilir. İsterse öfkelendirip ihtilal yaptırır; isterse korkutup arzu ettiği politikaları hayata geçirir; isterse ölüme gönderir.

Bruno’ya göre, kendini kontrol edemeyen başkalarını da edemez. Sihirbaz, nefsinin isteklerini yapmayarak, istemediklerini yaparak; mesela açlık çekerek; seks ayinleri tertip edip, imkân olduğu halde cinsî münasebet kurmayarak; az konuşarak; kendi nefsini, hayal gücünü ve hislerini tamamen kontrol altına almalıdır. Nefsine/egosuna olan sevgiden kurtulmalıdır. Aksi takdirde kendisi de sihrin kurbanı olacak ve zincirlenecektir.

Zincirleri Kırmak

Peki, her geçen gün insanı biraz daha Cesur Yeni Dünya vatandaşına çeviren bu zincirlerden kurtulmak mümkün mü? Evet; televizyon, gazete, milli eğitim gibi vasıtalardan uzak duran, iradesi kuvvetli, oto-kontrolü olan, münevver ve akıllı bir insan, sihirbazdan kurtulabilir. Fakat bunu becerebilmek çok zordur. Zincirlerden tamamen ve kolayca kurtulmak, ancak ve sadece (Ehl-i Sünnet itikadına sahip olup, şeriate uyduktan sonra) tasavvufla mümkündür. Çünkü sihirbazın en büyük rakibi; şeriate uyan, kâmil ve mükemmil (başkalarını da kemâle erdiren) bir mürşiddir. Böyle bir yol gösterici zincirlenemez ve başkasının zincirlerini kırabilir. Nasıl ki sihirbaz nefs vasıtasıyla ruhu avlıyorsa, bunlar da ruh vasıtasıyla nefsi avlarlar.

human-chain7

Âlemdeki her şey insan için, insan da Allah için yaratılmıştır. Allah’ın gönderdiği peygamberin varisi olan bir mürşid, müridin nefsine ve dolayısıyla âleme olan zincirini koparıp, yaratılış gayesine uygun olarak, onun yüzünü Allah’a çevirebilir. Yalnız, bunun için, mürşid ile mürid arasında sevgi zincirinin kurulması icap eder. Böylece mürşid, kendine zincirlenen müridini çekerek sihirbazın elinden kurtarır, onu Allah’ın zincirine bağlar. Nitekim böyle kâmil mürşidlerden Hâce Ali Râmitenî, “İman nedir?” sualine, “Çözmek ve bağlamak” cevabını vermiştir. Müridin âlemle olan bağlantıları kesilince evliya, yani Allah’ın sevgili kulu olur. Eşyanın bilinen şekilleri evliyanın zihnine ve kalbine giremez, binaenaleyh mürid artık suretlerin tesirinde kalmaz. Eğer dünyada bir hürriyet varsa, o da budur. Bu evliyanın içinden seçilen bazılarının yüzü tekrar âleme çevrilir ve ona tekrar bağlanır. Fakat artık Allah’a bağlı oldukları için onlar, eşyanın, zamanın ve mekânın kontrolünde değildir. Eşya, zaman ve mekân onların kontrolündedir. İşte bunlar, insanların zincirini kırabilir.

alclambs4

17. yy’a ait Batılı bir eserde, kâmil insan (kral), 7 basamaklı tasavvuf yolundan çıkarak, nefsini (ejderha) kontrol altına almış bir halde gösterilmiştir. Dünyayı elinde tutmaktadır.

Günümüzde, ne yazık ki, böyle bir mürşid bulmak çok zor, hatta imkansız gibi. Üstelik peygamberle sihirbazı ayırt etmekten aciz insanlar, sihirbazın adamları ile mürşidleri de ayırt edemiyor. Fakat hâlâ bir kurtuluş yolu var: Ahirete intikal etmiş hakiki bir mürşid ile aramızda zincir kurmak.. Bu da ya zikir ve râbıta yaparak, yani o mürşidin suretini hayalde canlandırarak olur: Üçüncü kapı. Ya da o mürşidin kitaplarını, sohbetlerini okuyarak ve dinleyerek: Birinci ve ikinci kapı. Tabii ki o zatı sevmek kaydıyla. Çünkü sevgi, iyi ya da kötü nereye bağlı olursa olsun, zincirlerin zinciridir. Ne mutlu Allah’ın kopmaz zincirine sarılabilenlere!

Cihan aslanları, bu zincire bağlıdır,

Kurnaz tilki, bu zinciri nasıl koparır?